Çizgi Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çizgi Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2015

Fantastic Four

1961 yılında çizgi roman sektörü durgunluktaydı. DC 1940'lı yıllardaki kahramanları geri getirmeye başlamış ve yapraklar kıpırdanmıştı. Fantastic Four Marvel'ın bu harekete karşı ilk hamlesiydi. Ardından Spider-Man, X-Men ve Avengers gelecekti. Çizgi romanın Silver Age denilen dönemin o ikonik Marvel kolleksyonu böyle şekillenmeye başladı.



Dün 20th Century Fox'un son Fantastic Four filmini seyrettik. Ne yalan söyleyim üzüldüm. 2012'de Avengers gösterime girdiğinde ve gelmiş geçmiş en çok seyredilen 3. film olduğunda ne hissettiysem tam tersini hissettim. Avengers çizgi roman alt kültürünün 2000 ve 2010'lu yılların kültür dokusuna vurduğu damganın en son noktasıydı. Fantastic Four ise belki de bu gidişin sert bir U dönüşüyle düştüğü nokta olacak. 

Film ile ilgili eleştiriler ikiye ayrılıyor. Bir grup "Felaket" diyor, diğer grup da "Ya o kadar da felaket değil" diyor. İkisi de haklı aslında. Film o kadar da felaket değil. Miles Teller biraz kıpırdatıyor filmi kurtarmak için. Diğer oyuncu kadrosu da iyi bir kimya yakalamışlar, Özellikle Kate Mara bayağı özgün bir Sue Storm koyuyor ortaya.

Ama olmuyor. Neden olmadığının sebebi de tek değil.

Birinci ve ana sebep doygunluk. 2008 yılında  Iron Man filmi yapılırken duyduğumuz heyecanı artık duyduğumuzu söyleyemeyeceğim. Her yıl 5-6 tane çizgi roman filmi seyrediyoruz artık. Neredeyse 2025'e kadar DC ve Marvel'dan 10 küsür film planlanmış durumda. Yani özetle doyduk.

Marvel bunun bilincinde ve buna göre doğru hareketler yapıyor. Avengers: Age of Ultron'u yaparken Avengers'daki başarıyı tekrar etmelerinin mümkün olmayacağını, seyircinin doyduğunu biliyorlardı. Şablonu kopyalayan bir devam filmi yapmaktansa farklı yönlere giden, karakterlere odaklanan, geçmişle bağlarını koruyan ve geleceğe de kapılar açan bir film yaptılar. Öncesini ve sonrasını bilmediğiniz bir çizgi romanı açıp okuduğunuz zaman nasıl bir his alırsanız Age of Ultron da o hissi veriyordu. Sadık izleyiciler için daha çok şey vardı içerde, casual izleyiciler içinse düzgün bir film.

Fantastic Four ise seyircinin FF'in ortaya çıkış hikayesine aynı heves ve iştah ile yaplaşacağı varsayımından işe başlıyor. Ve başladığı anda çakılıyor.

İkinci sebep de ortaya çıkış hikayeleri ile ilgili. Çizgi roman filmleri Marvel Cinematic Universe'e kadar asla bir başarı zinciri haline gelmedi. Çizgi roman'dan oyarlanan film diyince hep o kahramanın en bilinen hikayesi, yani ortaya çıkış hikayesi geldi akıllara. 1970'lerin Superman'i bunu biraz yıktı sadece. Ve Marvel. Iron Man'i artık tanıyoruz. O mağarada olanlar geçmişte kaldı. Seyircinin Marvel Cinematic Universe'e pozitif tepkisinin arkasındaki bir sebep de en sonunda ortaya çıkış hikayelerini aşıp da özgün hikayeler anlatmaya geçilmesinin verdiği tatmindi. 

Sony The Amazing Spider-Man ile bir ortaya çıkış hikayesi anlattı en son bize. Bu riskli bir hamleydi. Fakat Sony bu hamleyi çok iyi yönetti. Sam Raimi'nin Spider Man'inin bir kopyasını yapmadı. Sam Raimi'nin Spider Man'inin iyi çalıştığı yerleri bile alıp da aynen kullanmaya çalışmadı. Özgün kalabildi. Daha da önemlisi Marvel Cinematic Universe'den örnek alıp Spider-Man'in daha büyük bir resmin parçası olduğu havasını yaratabildi.

Fantastic Four ise klasik bir ortaya çıkış hikayesi olmanın bir adım ötesine gitmiyor. Ve sıkıldık artık bundan. 2005 yılındaki Fantastic Four büyük beklentilerle yapılmış bir filmdi ve hayal kırıklığı yaratmıştı. 2015 versyonu 2005 versyonundan hangi alanda daha iyi derseniz ancak özel efekt ve görsellikten az miktarda puan verebilirsiniz. 

Üçüncü sebep Fantastic Four'un doğası ile ilgili. Hulk da Fantastic Four da ekrana taşıması kolay olmayan çizgi romanlar. Marvel Hulk ile ancak üçüncü denemede bir noktaya gelebildi. Fantastic Four da zor bir yaratıcılık problemi. 

Fantastic Four'un popülerliğinin en önemli sebebi aksiyon boyutu ya da insani boyut değildir. Fantastic Four her zaman en ağır bilim kurgu sularında yüzen Marvel çizgi romanı olmuştur. Silver Surfer gibi kozmik bir karakter barındırması bile bunu söyler. Öyleyken Fantastic Four'dan insani bir bir hikaye çıkarmaya çalışmak vs. sizi zor noktalara götürebilir. Fantastic Four'u olduğu şey yapan tekno-sci fi şu görselliktir:


60'lar ve 70'lerin başında FF'i bir çizgi roman ikonu yapan bu Kirby stilidir. O yüzden stil sahibi olmayan ve bu temayı (ya da kendi yaratacağı başka özgün bir temayı) kullanmayan bir Fantastic Four uyarlamasının şansı her zaman çok azdır.

Son olarak da filmin tüm kültürel bağlantıları dışında kötü bir film olması gerçeği var. Filmi Kevin Costner çekseydi ve paralel evrene seyahat sahneleri yerine beyzbol maçları kurgulasaydık da filmde çok bir şey değişmezdi herhalde. Film kötü bir hikayeyi sıkıcı bir şekilde takip ediyor. Hikayenin herhangi bir noktasında ilginç bir şey olmasını bekliyorsunuz. Ama film bunun yerine ortaya çıkış hikayesi şablonuna daha sıkı sıkı sarılmayı tercih ediyor. 

Ve sonuç malesef fiyasko.

Fox Fantastic Four'dan çok umutluydu. 2017'de devam filmini programa bile almıştı. Fakat ilk hafta performansı en kötü Marvel filmi oldu Fantastic Four. Tüm performansta da aynı başarısızlığı tekrarlayacak gibi. Filmin kara geçmesi için DVD ve dijital satışların başlaması gerekebilir gibi görülüyor. Böyleyken Fox eminim planlarını bir daha gözden geçirecektir. Hatta tüm çizgi roman uyarlamaları bir durum değerlendirmesi yapacaktır.

19 Aralık 2011

Simon & Kirby

1936 yılında genç bir yahudi New York'a giderek çizim ve karikatür işleri yapmaya başladı. Paramount için ufak çizimler yapıyordu. Daha önce karikatürler çizmişti. Çizgi roman işi yeni yeni başlıyordu. 1940 yılında ilk çizgi romanını, yedi sayfalık bir westerni çizmesi için bir sipariş aldı, artık çizgi roman işine girmişti.

Bundan bir hafta sonra Timely Comics isminde bir şirketin sahibinden bir süper kahraman çizgi romanı için sipariş aldı. Fiery Mask oldu bu kahramanın adı. Bu şirket için bir iki ufak iş daha yaptı.

Burada Jack isminde kendisi gibi genç bir çizerle tanıştı. Jack onun takım elbisesinden etkilenmişti. Takım elbise giyen bir çizer daha önce hiç görmediğini söyledi. Kısa süre sonra birlikte çalışmaya başladılar. Aynı stüdyoyu iş için kullanıyorlardı. Timely Comics'de tam zamanlı çalışmaya başlarlar.

Kısa süre sonra yeni kahramanlar yaratmaya girişirler. İlk kahramanları çizgi romanın altın çağının en çok akılda kalan kahramanlarından biri olur. Savaş atmosferinde ülkenin ihtiyacı olan süper asker mitosu bu kahramanda vücut bulur. Çok sevilir. Timely Comics'in üç büyük karakterinden biri olur. Yaklaşık 20 yıl sonra Silver Age döneminde de tekrar geri döner ve günümüze kadar yaşamaya devam eder.

İki çizer kafadar daha sonra birlikte çalışmaya devam ettiler. Aynı sokakta karşılıklı birer ev aldılar, aile dostu oldular. Ellilerde çizgi romanın gözden düşmeye başladığı döneme kadar bu ortak çalışma sürdü. Daha sonra Jack çizgi roman sektöründe çalışmaya devam etti. Ama Joe reklamcılık ve ticari çizimlere kaydı.

Zaman zaman geri döndü çizgi roman dünyasına. Jack ile ortak bir iki ufak iş bile yaptılar. Ama çoğunlukla bu dünyanın dışında kaldı. Son yıllarında kovansyonlara katılıyordu, resimler yapıyordu. Hala aktifti.

14 Aralık 2011'de aramızdan ayrıldı. Arkasında onu hatırlayan bir çok çizgi roman sever bıraktı. İlk çalıştığı şirket artık dünyanın en büyük çizgi roman yayınlayıcısı oldu, bunun ötesinde filmlerden video oyunlarına, oyuncaklardan masaüstü oyunlarına kadar milyar dolarlık bir franchise haline geldi. Joe ve Jack'in 60 yıl önce yarattıkları kahraman da bu şirketin iki binlerin sonu ve iki bin onların başına yayacağı seri filmlerinin bu yaz ki ayağıydı.

Onu Simon & Kirby'nin Simon'ı olarak hatırlayacağız ama hep hatırlayacağız.


Joe Simon

1913 - 2011

3 Şubat 2010

Age of Comics II

1937-1939 - Savaş ve Superman Öncesi İlk Çırpınışlar (Bölüm 1)

Mart 1937 tarihli ilk Detective Comics dergisini okumaya başladığımda macera gerçek olarak başladı aslında. Gerçek ile fantazinin tuhaf bir karışımıydı herşey tam. Fantazi dünyasının bir öğesi olan çizgi romanlar konusunda bildiğim ve hissettiğim şeylerin ne kadarı gerçek, ne kadarı fantazi ve daha önemlisi ne kadarı benim fantazim, bunu görecektim.

1937 iddialı bir tarihti. 75 yıl öncesi nerdeyse. Okuduğum şeyleri "Abi grafikler çok güzel" diye yorumlama huyum zaten olmadığından ilk olarak bir wikipedia araştırmasına giriştim. 1937 de ne oluyor diye.

Bu araştırmada modern çizgi romanın doğuşuyla ilgili olarak önemli gördüğüm şeylere önceki yazıda değinmiştim biraz. Bunların bazıları bu yeni çizgi roman akımının niçin doğduğu sorusuna cevap veriyor, bazısı ise bu yeni çizgi romanların yapısal özelliklerine nasıl kavuştuklarını söylüyor bize.

İlk elime aldığım sayının havası aslında bir çok şey söylüyordu araştırma yapmama gerek kalmadan. En başta format günümüz çizgi roman okuyucuları için yabancı olan bir formattı. Tek bir karakter ile ilgili öykü ya da öyküler yerine bir kolajdı formatı bu çizgi romanın. Detective Comics #1 hepsi ilk defa çizilen on adet karakteri içeriyordu. Hikayelerin hepsi 4-8 sayfa arasındaydı ve 72 sayfalık kalın sayılabilecek bir toplama ulaşıyorlardı.

İlginçtir ki Türk okuyucu bu formata tamamen de yabancı değil. 80'lerdeki çizgi roman maceramda bu formattaki çizgi romanlar da elimden geçmişti. Bu tip çizgi romanların ilk bölümünü bir ana karakter (Temel Reis mesela) kapsardı, geri kalan kısımlar başka karakterlerin maceraları, bulmacalar, tek sayfalık gazete bandı formatlı (comic strip) materyal ile doldurulmuştu.

Detective Comics #1'in bu formattan tek farkı tek sayfalık bantlar ve bulmacalar içermemesiydi. İşin ilginci DC'nin o zaman halihazırda çıkartmakta olduğu diğer dergi tam da bu formata uyuyordu. Tek sayfalık bantlar ve bulmacalar genelde eğlencelik maceralara eşlik ediyordu New Adventure Comics'de.

Tabi daha da geriye gitmek, herşeyin kökeninde tamamen bu eğlencelik maceraların ve tek sayfalık bantların yer aldığını görmek Detective Comics'in niçin farklı olduğunu anlamamızı sağlıyor. Bu farklılığın sebeplerinden biri de Detective Comics'in adından da anlaşılacağı gibi dedektiflik hikayelerinden oluşması. Yani çok da eğlencelik, kolay sindirilebilen hikayeler değil Detective Comics'in içerdiği hikayelerden en azından bazıları. Karanlık tonlar günümüzdeki gibi postmodern bir anlamda olmasa da tamamen doğallıkla kullanılıyor.

Hikayelerin çoğunun tek bir teması var. Bir dedektif (genelde ayrıntı verilmiyor dedektimizin polis mi, özel detektif mi yoksa meraklı mı olduğu konusunda) kötü işler yapan bir ya da bir grup insana karşı müdadele veriyor, bazen zor duruma düşebiliyor ama sonuçta bileğinin (Slam Bradley), zekasının (Cosmo), ya da sezgilerinin (Bruce Nelson) yardımıyla olayı çözüyor, kötüleri yakalıyor, mutlu sona ulaşılıyor.

Bu motif aslında 30'ların Amerika'sı için şaşırtıcı bir motif değil daha önce yazdığım gibi. İçki yasağı döneminde suç örgütleri inanılmaz bir yükselişe geçiyorlar Amerika'da. Sadece New York'da kaçak olarak içki satan 100,000 kadar işletme olduğu tahmin ediliyor. Böyle bir resimde suç örgütlerinin toplumun tümünü etkilemesi de kaçınılmaz. Polis suç örgütlerine tolerans gösterdiği için gözden düşüyor. İnsanların adalet özlemi artıyor.

Bir taraftan da büyük buhran döneminin etkileri var. 20'lerdeki içki yasağının güçlendirdiği suç örgütlerinin durumu, 30'ların başındaki büyük buhran ile ekonomik olarak büyük yara alan Amerikan toplumu ile tam bir tezat oluşturuyor. İnsanlar bir yandan ekonomik sebeplerden dolayı suç örgütlerine öykünürken bir yandan da adalet duyguları da suçluların yakalanması gerektiğini insanlara söyleyüyor.

Detective Comics' de rastgelinen diğer motifler Çin mahallesi menşeli suç örgütleri, gece hayatı, dedektiflerin polis tarafından da hep el üstünde tutulmaları, dedektiflerin ünlerinin yayılması, kadınların güçlü erkeklerden etkilenmesi kökenlerini çok da araştırmaya gerek olmayan fenomenler.

Detective Comics, yeni kurulmuş DC'nin tek ciddi yayını olarak bir seneden fazla devam ediyor. Dedektif hikayeleri yer almaya devam ediyor dergide. Derginin başarısı 1939 Haziran ayında Action Comics dergisinin de yayına geçmesine yol açıyor ve çok şeyleri değiştiriyor.

Detective Comics'in bu ay (Şubat 2010) 860. sayısı çıktı. Günümüzde hala yayında olan en eski mainstream çizgi roman. Bir çok değişimden geçti. Formatı sayısız kere değişti. Dedektif hikayeleri unutulalı beri o kadar çok oldu ki zaten. Yine de saygı olarak isim devam ediyor.

Yine de ilginçtir ki Detective Comics daha çok "Altın çağa giden yolu açan" dergi olarak nitelendiriliyor. Altın Çağ ise Action Comics ile başlatılıyor. Tabi bunda kırmızı pelerinli bir adamın büyük payı var.

22 Ocak 2010

Age of Comics I

Detective Comics Öncesi

Bugün süper kahraman kavramını seven bir çok kişinin bu sevgisinin altında sanırım küçükken okuduğu çizgi romanlar yatar. Çok şanslı değiliz bu konuda, Türkiye çizgi roman cenneti olmayı geçtim, çizgi roman cehennemi tamamen. Ama bu her zaman böyle değildi. 80'lerde işlerin biraz da olsa farklı olduğunu hatırlayacaksınız sanırım.

80'lerde çizgi dünyanın çok farklı dinamikleri vardı Türkiye'de. En başta toplum için bir çizgi dünya kavramı vardı. Fakat bu kavram graphic novel, çizgi
roman ya da süper kahraman kavramlarından çok uzaktı. Bu dünya Tekin Aral'ın Gırgır dergisi etrafında şekillenen bir dünyaydı.

Mizah, taşlama ve politik eleştri bu dünyanın temelleriydi. Ve Gırgır nerdeyse her nesilden insan tarafından okunan bir dergiydi, milyonlar civarında tiraja ulaşabilen.

Böyle bir dünyanın içerisinde Alfa Yayınları ve Tay Yayınları dünyadaki anlamıyla çizgi roman yayınlayan iki yayıneviydi Türkiye'de. Tay Yayınları daha çok İtalyan vahşi batı çizgi romanları yayınlarken (Zagor) Alfa Yayınları Marvel ve DC çizgi romanlarını Türkiye'ye tanıtıyordu. Çocukluk hatırlarımdan biri de dedemi evlerinin 2 blok üstündeki gazeteciye sürükleyerek bu çizgi romanlardan aldırmamdır.

Örümcek Adam, Superman, Batman, Muhteşem Beşli (Superman, Batman, Robin, Harika Kadın, Aquaman), Rom, Mandrake ve Zagor o zamandan hayal meyal hatırladığım şeyler.

Daha sonra günlük gazetelerin çizgi roman okuyucu kitlesine yönelik olarak yaptığı promosyonlarla Tommiks, Teksas ve Kaptan Swing ile de tanıştık. Bu furyadan sonra zaten Alfa Yayınları da, Tay Yayınları da öldü. Tay Yayınları bir daha toparlanamadı. Alfa Yayınları da çizgi roman sektöründen çekildi. Yaklaşık 10 yıl boyunca, Arka Bahçe yayınları X-Men serisini yayınlamaya başlayana kadar kıpırtı yoktu.

Tabi bu dönemin bu hikayede önemli bir yeri var. Bu dönem bizim çizgi roman denilen şeyden ne anladığımızı belirledi. O zamanlar tabi hissettiğimiz duygu daha çok etkilenme olsa da aklımda kalan şeyler şunlardı:

O zaman okuduğumuz çizgi romanlarda karmaşık ve çok katmanlı hikayeler vardı. Örümcek Adam ve Batman birer adım öne çıkıyorlardı bu çok katmanlı hikaye stilinde. Yıllarca sevmedim Superman'i süper bir adam olduğu için.

O zaman okuduğumuz çizgi romanlardan sanal evren kavramını ilk defa gördük. Örümcek adam fantasik dörtlü ile takılırdı zaman zaman. Hulk sırayla herkesle çarpışırdı. Herşeyin birbirinin içinde olduğu bir evrendi bu.

O zaman okuduğumuz çizgi romanlarda görsellik ve anlatımın uyumunu gördük. Basit birer eğlence aracı olmanın ötesindeydi bu yapımlar.

Binyıl sonundaki Arkabahçe yayınları ile gelen çizgi roman baskınından bahsetmeye bile gerek görmüyorum. Çünkü o dönem en azınan benim için ne yeni tadlar keşfetmek için yeterli oldu, ne de nerde durduğumu anlayabildim. Eski bir sevgili ile geçirilen bir hafta sonu gibiydi herşey. Ultimate serileri ile işin nerelere gittiğini gördük, özlediğimiz tadları tekrar yaşadık. Ama sürmedi üzerinde konuşulacak kadar malesef.

Fakat bilgi çağı dediğimiz dönüşüm çeşitli şekillerde çizgi roman kültürünü daha ulaşılır kılmakta ısrarlı ve istemediğimiz kadar çizgi roman önümüze serildi bu yeni çağda. Oturup -biraz abartalım- ilk çizgi romandan bu güne ne var ne yok okumak mümkün oldu. Tabi ben de her nerd'ün yapacağı gibi bu fırsatı kaçırmadım.

İlk okuduğum materyal Marvel Age'i açan Fantastik Dörtlü 1 ile başlayan Marvel serisiydi. Sanırım 2-3 senelik materyal okudum FF #1 den sonra. Fakat bu hikayeni ayrıntılarını sonra paylaşacağım. Çünkü bu materyali bir süre okuduktan sonra daha geriye gidip Golden Age'in başlangıcından itibaren DC Comics serilerini okumaya başladım. Aradaki Marvel serisi ile ilgili şu anda söyleyeceğim tek şey çocukken okumaya alışık olduğum karakterlerin bebek adımlarını güzel olduğu.

Fakat her şeyin en başı daha önemli belki. Sene 1937.

Benim küçük bir çocuk olarak çizgi roman okumaya başlamamdan 50 sene önce tam. Açıkcası 80 ve 90'larda okuduğum çizgi romanların gerçekte hangi devrin ürünü olduklarını bilmiyordum. Şimdiki bilgim büyük ihtimalle Bronze Age başı ya da Silver Age sonu olduklarını söylüyor. Ama o zamana ait hatırlaıklarım silik gerçekten. Ne olursa olsun 50 sene öncesinde üretilen ilk DC çizgi romanlarının aynı frekansta olmasını beklemek çok gerçekçi olmazdı, bunun bilincindeydim.

DC Comics'in modern serisini başlatan ilk çizgi roman olarak Detective Comics'in ilk sayısı kabul ediliyor. Bu sayı bazen çizgi romanda Golden Age'in başlangıcı olarak da kabul edilse de daha genel kanı iki sene sonra doğan Superman'in Golden Age başlangıcı olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağıdır.


Yine de Detective Comics bir ilkti. Bunu Detective Comics'e değil de aynı periyodda yayınlanan diğer DC ürünlerine bakınca anlamak çok zor değil. Diğer DC ürünlerinde gördüğümüz tema karikatür, comic strip (çizgi bant, yani gazetelerde periyodik olarak yayınlanan ufak çizgi romanlar) ve çocuklar için resimli hikayelerin bir sentezi. Karakterler son derece generic, hikaye yok gibi ve en önemli tema gülmece.

Bu aslında Detective Comics'in ortaya çıktığı tarihteki çizgi roman anlayışını özetliyor. Çizgi roman ufak bir işti. Güldürmek, hoşca vakit geçirtmekti amaç. Çizgi romanlar kalın, fiyatlar ucuzdu. Amaç sürümden kazanmaktı. Çünkü entellektüel bir boyut yoktu ortada. Nasıl gazete satmak için kaliteli habercilik yapmaktan çok gazete sattıran hikayeler bulmak önemliydi o zamanlar bu konuda da durum aynıydı. Şimdi büyük usta olarak bakılan Siegel ve Shuster'e eminim o zamanlar "Bu çocukların fikirleri çizimleri iyi, sattırır bu dergiyi" gözüyle bakılıyordu.

Tabi tüm bunların sebebi yeni sanayileşmiş, büyük buhranı yeni yeni atlatmaya başlamış bir Amerikan toplumunun ortasında bu filizin dallanmasıdır. Belki de bu konuda en iyi kaynak direk olarak gidip de Orson Wells'in Citizen Kane filmini seyretmektir. Kane de bu medya düzeninin bir parçası olarak yaşamıştır ömrünün bir döneminde.

Pulp romanlar ve onların beslendiği suç örgütleri de bu dönemde epey göz önündelerdi. Alkol yasağı bitmişti ve alkol yasağı esnasında içki kaçakçılığı yapan görece temiz suç örgütleri güçlerini muhafaza edip başka alanlara dalma peşindelerdi. Godfather 2'nin, Once Upon a Time in America'nın ve gangaster genre'sının 90%'sinin bu dönemde geçmesi tesadüf değil tabi.

Bir yandan da Amerika sınıf farklılığından doğan sosyal sorunları da kavramaya başlıyordu o dönemde. Yani hala bir zenginlik bolluk yoktu ortada ama yavaş yavaş orta sınıf ve üst sınıf belirmeye başlamıştı. Kırsal kesim insanı, azınlıklar, kölelerin torunları ise tamamen ayrı dünyalarda yaşıyorlardı.

Aslında düşününce basitçe bu kadar şeyin bir arada olduğu bir dönemde enteresan şeyler çıkması da doğal. Sinema, sonra çizgi roman...

Ve DC Comics'in Detective Comics'i çıkartmasıyla birlikte bir anda çizgilerle hikaye anlatma işinde çıta yükselmeye başlıyor.

Devamı : 1937-1939 - Savaş ve Superman Öncesi İlk Çırpınışlar

21 Ocak 2010

Age of Comics

Bundan 3-4 yıl önce Aykut Amerika'dan gelirken ona 40 years of the X-Men setini ısmarlamıştım. X-Men ve Spiderman filmlerinin açtığı rüzgarla bir dönem çizgi romanları fiziksel olarak görebildiğimiz Türkiye'de istikrar ya da süreklilik beklemek zor. Masraflar fazla, ilgi az, çizgi roman sanattan bile sayılmıyor Teksas Tommiks diye aşağılanarak.

Oradan başladığım çizgi roman okumaları ilk önce Marvel dünyasındaki diğer 40 years setlerini edinmeme yol açtı. Daha sonra da bir Marvel Online aboneliğine.

Son noktada çeşitli şekillerde edindiğim DC Golden Age dijital kopyalarıyla herşeyin başladığı zamana, Detective Comics #1'e kadar gittim.

Bugün bir şey araştırırken internette inanılmaz kalitede ve zenginlikte çizgi roman blogları olduğunun farkına vardım. Aynı tornadan çıkmış şeyler de değil çoğu, embraccing differences lafının altını doldurur kalitedeler. Onlara bağlantılar da vereceğim ama esas olarak kendi okuma serüvenimi yazmaya karar verdim. Bir miktar araştırma, bir miktar okuma, bir miktar da sallamasyon olacak. Çizgi Roman tarihi yazma iddiasında değilim tabi, büyük ihtimalle bir çok şeyin altını dolduramayacağım. Ama insanın 60 sene öncesinde yayınlanan işleri okurken duyduğu heyecanı, kafasından geçenleri paylaşasam bile kardır. Belki orjinal bazı noktalarda ayrıntıya girme şansım da olur.

İlk yazı BDC - Before Detective Comic yakında blogda...

17 Mayıs 2009

Multiverse Belası


Hepsi onun suçu aslında!

1944'de (Superman'den 6 yıl sonra) doğdu. Uçabiliyordu. Kaçabiliyordu. Herşeyi yapabiliyordu. Gençti. Liseliydi. Süper güçleri olan köpeği bile vardı.

Tek sorun vardı. Süperman'in yapamadığı şeyleri bile yapıyordu!

Ve Multiverse belası hayatımıza girdi onunla.

Onun adı Superboy. Superman'in başarısı üzerine Siegel & Shuster onu yaratmayı düşündüler. DC ilk başta bu öneriyi reddetse de Robin'in başarısı üzerine Superboy projesini Siegel 2. Dünya Savaşında askerlik yaparken Shuster'in hikayeleri ve çizimleriyle hayata geçirdi.

Anafikir genç bir okuyucunun genç bir karakter ile daha kolay özdeşleşebileceği ve Superboy'un daha çok okuyucuyu kendine çekeceğiydi.

Fakat Superboy DC evrenine ilk devamlılık problemlerini de ekledi. Superman ilk sayılarda uçamamaktaydı. Fakat onun genç versyonu olması gereken Superboy uçuyordu. Bu belki de DC evreninde tutarlılığın korunma kaygısının kaybolmaya başladığı olaydı.

DC evreninde tutarlılık konusunda esas kan kaybı Silver Age ile başladı. 40'lı yıllarda albenisini kaybeden ve yayını durdurulan süper kahramanlar Silver Age'in başlamasıyla birlikte yenilenmiş versyonları ile tekrar yayın hayatına başladılar.

Aynı sorunu Marvel da yaşıyordu fakat Marvel bu soruna basit bir çözüm bulmuştu, Silver Age karakterleriyle Golden Age karakterlerini farklı kurgulayan Marvel benzerliklerin de tesadüfi olduğunu belirtiyordu. Örnek olarak Golden Age Human Torch yanma özelliği olan bir android'ken Silver Age Human Torch Fantastik Dörtlü'nün geçirdiği kazada güçlerini kazanan bir gençti.

DC ise bu basit çözüm yerine Multiverse kavramını ortaya attı. Yani Golden Age ve Silver Age'in aslında paralel evrenler olduğunu belirttiler.



Multiverse ilk bakışta çok zekice bir kavramdı. Hem değişik jenerasyonlara hitap eden ama birbirine benzer karakterler yaratmaya imkan veriyordu. Hatta bu karakterleri birbirleriyle etkileştirmek bile mümkün oluyordu!

Marvel ilk anda bu kavrama sıcak bakmadıysa onlar da 80'lerde çıkarttıkları yeni seriler için bu kavramı kullandılar. Gelin itiraf edelim, hangimiz Wolverine ile Jane Gray'in şehvetli bir gece geçirdiğini hayal etmedik. Çizgiroman sektörü de 80'lerde tam bu şekilde sınırları zorlamayı seviyordu. Multiverse bir çok fantaziyi tutarlılık konusunda kafa yormadan hayata geçirmeyi sağlıyordu.


Tabi Multiverse her derde deva değildi. Internet'in de olmadığı bir çağda, Multiverse bir çizgi roman dünyasında süper kahramanları anlayabilmek çok zor oluyordu. Her süperkahramanın 3-4 versyonu ortaya çıkmıştı, değişik evrenler arasında geçişler filan falan iyice olayı anlaşılmaz bir hale getiriyordu. Hem de yola çıkış amacı basitlikken.

DC Crisis on Infinite Earth serisiyle bu gidişe bir dur dedi. Tüm paralel evrenlerini yok etti. New Earth evreni oluştu ve "Bundan sonra herşey burada" dediler. Zaman zaman fantaziler için eski ve yokolmuş evrenlere gidiyorlardı. Multiverse sadece özel denemeler için bir atış alanıydı, mesela Frank Miller'ın The Dark Knight Returns evreni gibi.

Marvel kendini daha rahat hissetti her zaman Multiverse kavamıyla. Özellikle çok başarılı olan Ultimate serisi Marvel'ı bu alanda daha rahat ilerleyebileceğine ikna etti.

Multiverse kanıksandı insanlar tarafından ve çizgi roman külliyatında ayrılmaz bir kavram oldu.


Ama bunun çizgi roman dünyasından çıkıp da Star Trek evrenine girmesini hiç mi hiç beklemiyorduk.

Star Trek filminin hikayesinin ayrıntıları sır gibi gizleniyordu. Leonard Nimoy'un kadroda olduğunu öğrendiğimizden beri bir zaman yolculuğu olacağını biliyorduk. Alışıktı zaten Star Trek evreni uzay yolculuklarına, tarihin akışının değişmesine. Vice Admiral Kathyn Janeway ve Gabriel Bell belki de en çok hatırlanan örneklerdi.




Ve tabi ki Mirror Universe. Tabi Mirror Universe çok özel bir Multiverse'idi. Herşey basitçe tersine çevrilmişti.

Star Trek evreninde tüm zaman yolculuğu bölümlerinin, tüm paralel evrenlerin, herşeyin tek ortak paydası zamanda yapılacak herhangi bir değişikliğin ekranda gösterilen hiç bir şeyi çöpe atamayacağıydı. Zaman yolculuğu bölümleri genelde iki alternatif gelecekten birinin seçilmesi, ya da zaman çizgisinin aynı kalması ile sonuçlanıyordu.

Abrams ise tüm zaman çizgisini çöpe attı. Sinemadan çıktığımda filmin güzel mi çirkin mi olduğundan çok bunu düşünüyordum. 30 sezon süren diziler, 10 film ve bir o kadar da cannon ve non-cannon kitap, oyun vs. sanki hiç olmamıştı. Nero'nun dediği gibi, "Kaptan Kirk büyük bir adam sayılırdı, USS Enterprise'ın kaptanı olmuştu... Fakat bu başka bir hayattı."

Herşey başka bir hayattı artık.

Bir hafta geçti, hala karar veremedim. İyi mi oldu, kötü mü oldu. Sanırım hayal kırıklığımın en önemli sebebi derya deniz bir külliyatın artık üzerinde çok konuşulmayacak bir evrende kalması ve yeni evrenimizde elimizde sadece bir film olması.

Tabi bu Abrams ve Star Trek board (filmin yapımında tüm önemli kararları alan, Abrams, yazarlar ve yapımcılardan oluşan bir grup) için daha çok altın bir fırsat. DC'nin yaptığı gibi tüm continuity baggage'ı bir airlock'dan dışarı attılar.

Herşey olabilir artık.

Spock, Uhura ile Pon farr denemeleri yapıyorsa cidden herşey olabilir.

2011'de Star Trek'in 12. filmi vizyona girecek. Star Trek açılış haftasonunda yaptığı temiz 100 Milyon dolar ile, eleştirimenlerden ve izleyicilerden aldığı sağlam övgülerle açık ara yapılmış en başarılı Star Trek filmi oldu.

Tabi iyi sci-fi bekliyorduk, alabildik mi kesinlikle hayır. Külliyata ufaktan bir saygı duruşu bekliyorduk onu aldık ( Amiral Archer'ın köpeği, Kobayashi Maru, "I'm a doctor, not a physicist" repliği vs.) Aksiyon bekliyorduk (istekli olduğumuzdan değil, aksiyon sattığı için ve Star Trek evrenine bir ruh getireceği için) alabildik mi, fazlasıyla.

Sanırım itiraf etmek lazım... Star Trek Nemesis ile, Rick Berman'ın yavanlaşan vizyonu ile, tepetaklak gidiyordu ve ihtiyacı olan şeyi aldı.

Yine de...

... Vulcan yok olmasaydı olmaz mıydı?