Meta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Şubat 2010
3 Şubat 2010
Calgary
Bir ara yazmaya başlamam kaçınılmazdı. Başladım sonunda. Bir miktar fotoğraf ile desteklenecek hale geldiği zaman blogda yayınlamaya başlayacağım.
Things to Do in Calgary When You're Researching...
21 Ocak 2010
Age of Comics
Bundan 3-4 yıl önce Aykut Amerika'dan gelirken ona 40 years of the X-Men setini ısmarlamıştım. X-Men ve Spiderman filmlerinin açtığı rüzgarla bir dönem çizgi romanları fiziksel olarak görebildiğimiz Türkiye'de istikrar ya da süreklilik beklemek zor. Masraflar fazla, ilgi az, çizgi roman sanattan bile sayılmıyor Teksas Tommiks diye aşağılanarak.
Oradan başladığım çizgi roman okumaları ilk önce Marvel dünyasındaki diğer 40 years setlerini edinmeme yol açtı. Daha sonra da bir Marvel Online aboneliğine.
Son noktada çeşitli şekillerde edindiğim DC Golden Age dijital kopyalarıyla herşeyin başladığı zamana, Detective Comics #1'e kadar gittim.
Bugün bir şey araştırırken internette inanılmaz kalitede ve zenginlikte çizgi roman blogları olduğunun farkına vardım. Aynı tornadan çıkmış şeyler de değil çoğu, embraccing differences lafının altını doldurur kalitedeler. Onlara bağlantılar da vereceğim ama esas olarak kendi okuma serüvenimi yazmaya karar verdim. Bir miktar araştırma, bir miktar okuma, bir miktar da sallamasyon olacak. Çizgi Roman tarihi yazma iddiasında değilim tabi, büyük ihtimalle bir çok şeyin altını dolduramayacağım. Ama insanın 60 sene öncesinde yayınlanan işleri okurken duyduğu heyecanı, kafasından geçenleri paylaşasam bile kardır. Belki orjinal bazı noktalarda ayrıntıya girme şansım da olur.
İlk yazı BDC - Before Detective Comic yakında blogda...
4 Ekim 2007
Blog İşi
Blog işinde iyi para var diye başlamak isterdim ama tam tersine böyle low-level bir düşünceye kapılacağıma bir blog yazacakken bile kırk düşünen bir ruh halinde oluyorum, üzücü.
Dün blog turu yaptım biraz. Değişik insanların bloglarında yazdıkları kendileri hakkında çok şey söylüyor, o kanıya vardım. Kimi günlük gibi görüyor sanırım. Kimi yaşadığı ilginç olayları koymayı terih ediyor. Kimi beğendiği şeyleri. Kimi kendini koyuyor ortaya. Kimi olmak istediği insanı. İnsanlar hakkında çok şey söylüyor blogları.
Benim blog da benim hakkımda çok şey söylüyor bakınca. Dağınık ve sadece atımlık şeylerle dolu. Üşenilmiş. Keyife öncelik verilmiş.
Sanırım yazmak işine bakışımdan kaynaklanıyor biraz bu. Yazmak aslında ego ile girilen bir iştir hep. Ben ise işin ego kısmını arka plana atmaya çalışırım hep yazarken. Kimse okumasın. Sadece bir kişi okusun isterim hep sanırım.
Ufak şeyler yazmak o yüzden dah çekici geldi hep bana. Google Notebook biraz daha görsel olarak zenginleşse diye hayaller kurdum bir süre.
Büyük şeyler yazdığım zaman yazdığım şeylerin benden çıkması gitmesi lazım. Duyuruları uzatma, şiirleri uzatma, sinema yazılarını uzatma huyum da bunla alakalı sanırım. Söyleyecek laf bırakmıyorum kimseye.
Biraz değişsin ama bu. Tembel sıfatından sıyrılayım. Büyük şeyler de beni bulsun içinde biraz. Hep aynı frekansta bağırmayım.
Temenniler temenniler temenniler. Sanırım sorun şu. Burayı okuyacak birinin olması bir problem, kimsenin olmaması ayrı bir problem. İçe dönük olmakla ilgili sanırım. Çok eskiden beri söylemem gereken şeyleri söylemek istemedim çoğunlukla. Konuşmaktan kaçtım. Yazmayı kötüye kullandım bu anlamda.
Bir kere bir ay boyunca her gün bir mail yazmıştım. Benle konuşmuyordu. Kızgındı bana. O zamanlar insanların birbirinden daha fazla şey bekleyip alamadığı zaman kızdığına dair bir algım yoktu. Bu maillere de kızmıştı. Bana aitti çünkü onlar. Ona bir şeyler söylemem bahaneydi. Kendime söylüyordum çoğunu. İhtiyacım olan da oydu. Ama o zamandan başlamıştı yazmayı kötüye kullanmam.
Sonra da ve öncesinde de çok zaman hep belli bir durumda belli lafları söyledim belirli şeyleri konuştum ve daha önemlisi belirli şeyleri yazdım. Sanki bir yazma personam oluşmuştu. Basit bir konu hakkında yedi sayfa dilekce yazabiliyordum. Ya da bir film hakkinda yüzlerce satır. Ama ne kadar yazdım istediğim şeyleri karakterli bir şekilde tartışılır. Bu yazıyı bile okuyunca dağınık olduğunu düşüneceğim.
Bundan sonrası için daha rahat olacağım. Yazmak konusunda da. Daha çok yaşarsan daha çok daha az yaşarsam daha az yazacağım. Dolacak burası umarım ve beni anlatacak daha güzel bir şekilde.
Dün blog turu yaptım biraz. Değişik insanların bloglarında yazdıkları kendileri hakkında çok şey söylüyor, o kanıya vardım. Kimi günlük gibi görüyor sanırım. Kimi yaşadığı ilginç olayları koymayı terih ediyor. Kimi beğendiği şeyleri. Kimi kendini koyuyor ortaya. Kimi olmak istediği insanı. İnsanlar hakkında çok şey söylüyor blogları.
Benim blog da benim hakkımda çok şey söylüyor bakınca. Dağınık ve sadece atımlık şeylerle dolu. Üşenilmiş. Keyife öncelik verilmiş.
Sanırım yazmak işine bakışımdan kaynaklanıyor biraz bu. Yazmak aslında ego ile girilen bir iştir hep. Ben ise işin ego kısmını arka plana atmaya çalışırım hep yazarken. Kimse okumasın. Sadece bir kişi okusun isterim hep sanırım.
Ufak şeyler yazmak o yüzden dah çekici geldi hep bana. Google Notebook biraz daha görsel olarak zenginleşse diye hayaller kurdum bir süre.
Büyük şeyler yazdığım zaman yazdığım şeylerin benden çıkması gitmesi lazım. Duyuruları uzatma, şiirleri uzatma, sinema yazılarını uzatma huyum da bunla alakalı sanırım. Söyleyecek laf bırakmıyorum kimseye.
Biraz değişsin ama bu. Tembel sıfatından sıyrılayım. Büyük şeyler de beni bulsun içinde biraz. Hep aynı frekansta bağırmayım.
Temenniler temenniler temenniler. Sanırım sorun şu. Burayı okuyacak birinin olması bir problem, kimsenin olmaması ayrı bir problem. İçe dönük olmakla ilgili sanırım. Çok eskiden beri söylemem gereken şeyleri söylemek istemedim çoğunlukla. Konuşmaktan kaçtım. Yazmayı kötüye kullandım bu anlamda.
Bir kere bir ay boyunca her gün bir mail yazmıştım. Benle konuşmuyordu. Kızgındı bana. O zamanlar insanların birbirinden daha fazla şey bekleyip alamadığı zaman kızdığına dair bir algım yoktu. Bu maillere de kızmıştı. Bana aitti çünkü onlar. Ona bir şeyler söylemem bahaneydi. Kendime söylüyordum çoğunu. İhtiyacım olan da oydu. Ama o zamandan başlamıştı yazmayı kötüye kullanmam.
Sonra da ve öncesinde de çok zaman hep belli bir durumda belli lafları söyledim belirli şeyleri konuştum ve daha önemlisi belirli şeyleri yazdım. Sanki bir yazma personam oluşmuştu. Basit bir konu hakkında yedi sayfa dilekce yazabiliyordum. Ya da bir film hakkinda yüzlerce satır. Ama ne kadar yazdım istediğim şeyleri karakterli bir şekilde tartışılır. Bu yazıyı bile okuyunca dağınık olduğunu düşüneceğim.
Bundan sonrası için daha rahat olacağım. Yazmak konusunda da. Daha çok yaşarsan daha çok daha az yaşarsam daha az yazacağım. Dolacak burası umarım ve beni anlatacak daha güzel bir şekilde.
15 Mart 2007
Buraya Ne Yazacağız?
Hangi tatlı yemekten sonra insanı uyutur?
Hangi filmde Bruce Willis "We are Americans honey, our names don't mean a shit" diyordu?
Hangi PHP fonksyonu ile bir array'in key'leri ile value'ları yer değiştirilebilir?
Hangi Iron Maiden albümleri tematiktir?
Hangi biranın tadı vişneye benzer?
Hangi WOW char class ile Zul'Farak da başarı garantidir?
Hangi yönümüz biz büyürken öldü?
Hangi filmde Bruce Willis "We are Americans honey, our names don't mean a shit" diyordu?
Hangi PHP fonksyonu ile bir array'in key'leri ile value'ları yer değiştirilebilir?
Hangi Iron Maiden albümleri tematiktir?
Hangi biranın tadı vişneye benzer?
Hangi WOW char class ile Zul'Farak da başarı garantidir?
Hangi yönümüz biz büyürken öldü?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)